Hizmetlerimiz > İş - Kariyer - Evlilik Terapisi

İş - Kariyer - Evlilik Terapisi

Açıklama :



Günümüzde kadın ve erkeklerin çoğu için iş ve kariyer yaşamı çok fazla önem kazandı. Kariyer ve işte bir hedefe ulaşabilmek için ve eğitim için harcanan zaman nedeniyle evlilik erteleniyor. Evlendikten sonra da kariyer ve işin kişiden beklentisi birçok durumda maalesef artarak devam ettiği için evliliğe eve aileye hatta kişinin kendisine ayırabildiği zamanın azlığı nedeniyle tükenme ve evlilikte sorunlar yaşanıyor. Evlilik, iş, ev işleri ve kişisel hedefler arasındaki denge kurulması giderek daha fazla çaba gerektiriyor. Bu yazı dengeyi bozan faktörler ve dengenin kurulabilmesi için neler yapılabileceğine dair yazılmıştır.

Birbirine duygusal, fiziksel ve/veya ekonomik olarak dayanan ve kendilerini aile olarak tanımlayan en az iki kişinin oluşturduğu birliğe aile denilir. Evlilik aile oluşturmak üzere bir kadın ve erkeğin birbiriyle yaptığı sözlü ve / veya yazılı anlaşmadır.

Bu yazı evlilik ve kişilik; evlilik ve iletişim; evlilik ve cinsellik; evlilik ve ekonomi; evlilik ve içinde büyünen aile; evlilik ve çocuklar; evlilik ve ev işleri'nin paylaşılması şeklinde evlilik eğitim dizimizin bir parçasını oluşturmaktadır. Görüleceği gibi evlilikle ilgili söylenebilecek çok şey var. Bu yazı özellikle kariyeri önemseyen ve belki de bu nedenle evliliğinde sorunlar yaşayan kişilerin özellikle ilgisini çekecektir.

“Evlilik ve Kariyer” dediğimiz zaman karşımıza “İşin aile üzerine etkileri”, “İş ve aile arasında denge”, “Aile/iş dengesi ve suçluluk duygusu”, “Çift kariyerli aileler”, “İş yerinde karşı cins”, “İş yerinde boşanma”, “İşkolik eş” gibi başka alt başlıklar çıkmaktadır. Evlilik ve kariyeri ilgilendiren bu meselelerin her birisi ayrı ayrı makale olabilecek boyutta konulardır. Bu yazı bağlamında bu konuları derli toplu özetlemeye çalışacağım.

Para kazanmak ve harcamak kariyer beklentileriyle ilişkili ama birbirinden ayrı olarak değerlendirilecek bir konulardır. Kariyer para kazanmaktan çok öte anlamlar taşır. Kariyer para kazanmak için bir araç olsa da kendini gerçekleştirmek, becerilerini sınamak, yaratıcılığını deneyimlemek, sosyal statü elde etmek, insanları yönetmek vs kaliteli bir hayat yaşamak için para kaynağı olmaktan çok daha fazlasını içerir. Para evlilikteki potansiyel çatışma alanlarının başında gelir ve en sık dört boşanma sebebinden birisidir. Ekonomik meseleler varlığın olduğu gibi yokluğun da sonucu olarak ortaya çıkabilir. Çok fazla para sahibi olmak mutluluğun ya da paranın sorun olmayacağının garantisi değildir. Evlilik kurumunun işlerinden biriside para kazanmak ve paranın nasıl harcanacağını belirlemektir. Bir ekip olarak birlikte çalışan ve ekonomik meselelerde fikir birliğine varan çiftler sürekli olarak finansman konularında birbiriyle çatışan eşlerden daha mutlu olurlar.

Yüzyılımızda gerçekleşen ekonomik ve sosyal yapıdaki değişim kariyer ve evlilik dengesinin kurulmasını güçleştiren faktörlerden birisi olmuştur. Günümüzde iş hayatının beklentileri artmakta ve karmaşıklaşmaktadır. Örneğin çok uluslu şirketlerde ülkeler arasındaki zaman farkından kaynaklanan mesai saatiyle sınırlı iş kavramı yok olmaktadır. İşlerinde çok başarılı insanların en zayıf noktaları aile yaşantılarını dengeleyebilmeleridir. İş hayatı ne kadar önemli olursa olsun, eğer işiniz nedeniyle çocuklarınızın büyüdüğünü göremiyorsanız, kazandığınız kadar kaybetmişsinizdir de. Hong Kong’taki bir aile danışmanlık merkezi meşgul müşterilerini gece saat 11’e kadar kabul ediyor.

Yaratıcı Liderlik Merkezi tarafından yapılan bir araştırmada aile ve iş dışındaki aktiviteleri için daha çok zaman ayıran yöneticilerin, patron ve iş arkadaşları tarafından ofiste geceleyenlerle karşılaştırıldığında daha yüksek iş performansı oldukları düşünülmüş. Aile ve iş dışı aktivitelerin sağladığı duygusal boşalım kadar, iş dışı saatlerde edinilen becerilerin de ofise aktarılmasının bu sonuçta etkili olduğu düşünülüyor. Uzlaşma, dinleme becerileri, kayınpeder ve valide ya da üvey çocuklarla uğraşmakta işe yarayan ve gelişen kişiler arası beceriler iş yaşamında da oldukça gerekli.

1940 okul çağında çocuğu olan kadınların %9’u çalışıyordu. 1948’de %20; 1972’de %50; 1982’de 18 yaşın altında çocuğu olan kadınların %65’i çalışmaya başladı. En belirgin artış okul öncesi çocukları olan kadınlarda gerçekleşti: 1948’de bu kadınların %10’u çalışıyordu. 1960’da bu rakam %19’a; 1971’de %30’a; 1982’de %50’ye yükseldi. 1990’da okul öncesi çocukları olan kadınların %53’ü, bütün kadınların %66’sı çalışmaya başladı. ABD’de çocukların %25’i tek ebeveynli ailelerde yaşamaktadırlar.

Çalışan kadın oranında yıllar içindeki değişim

Okul çağında çocuğu olan kadınlar
    

Kariyerle ilişkili olabilecek diğer bir noktada evlilik yaşındaki gecikmedir. ABD’de 1970’te 25-29 yaşlarında hiç evlenmemiş erkeklerin oranı %82 iken 1993’te bu oran %54’e düşmüştür. Bu değişimin olası bir sebebi kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmasıdır. Ailenin tanımını yaparken “birbirine duygusal, fiziksel ve/veya ekonomik olarak dayanan” kişilerden oluştuğunu söylemiştim. Bu yüzyıla kadar kadınların rolü anne ve eş olarak rolleriyle sınırlı kalmıştır. Bu rol ayrımı günümüzde ülkemiz için hala yaygın olarak geçerlidir. Kadının ekonomik özgürlüğünü kazanmasıyla erkeğe ekonomik olarak dayanması ve yaşamını devam ettirmek için evlenmek zorunlulukları ortadan kalmıştır. Diğer bir açıklama erkeklerin rolüyle ilişkilidir. Kadınların ekonomik hayata katılımları gelişirken erkeklerin ailenin ekonomisinden öncelikli olarak sorumlu olmaları tamamen ortadan kalkmış değildir. Bununla birlikte ekonomik yapıdaki ve şirketlerin kurumsal yapılarındaki değişimler sonucu olarak, çalışanların beklentileri karşılayabilmeleri için daha uzun süre eğitim ve deneyim sürecinden geçmeleri gerekiyor. Sonuç olarak erkeklerin kariyer ve ekonomik güç sahibi olmalarının gecikmesi, evlilik için uygun adaylar haline gelmelerini de geciktiriyor. Yirminci yüzyılda kadın ve erkekler için olası kariyer imkânları çeşitlenmiş ve kadın ve erkeklerin kariyer yolunda ilerlerken izleyecekleri yolların birçok yan yollara ayrılması birlikte bu yolda ilerlemeyi ve hayatlarını birleştirmeyi de güçleştirmiştir.

Kadının iş yaşamına girmesi ve kariyer beklentisinin artmasıyla çifte kariyerli aile kavramı yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir. Çift kariyerlilik her iki çalışan eşin kendi kariyer hedeflerinin peşinde koşmasıdır. Çift kariyerli eşler hem iş hayatında hem de aile sorumluluğunda birçok problemle karşılaşırlar.

Çift kariyerde stres kaynağı olan aile içi ve bireysel faktörler, iş yükünün artması; çocuk sahibi olmak; yüksek ev yaşamı standartları belirlemiş olmak; evle ilgili görevlerin yeniden paylaşılması ve sosyal-psikolojik yüklerdir. Özellikle kadın bir taraftan ev işlerinde asıl sorumluluğun kendisinde olduğuna inanırken, ev işlerini erkeğin isteğiyle bile olsa ona devretmekte güçlük çekebilir. Oysa kariyer uğraşları bunu gerekli kılmaktadır çoğu kez. Eşler bazen kariyerleriyle ilgili olarak farklı yaşam dönemlerinde bulunabilirler. Eş olmaktan anne olmaya geçişle baba olmaya geçiş birbirinden çok farklı anlamlar taşır. Çocuk sahibi olmanın kariyer nedeniyle ertelenmesi sık karşılaşılan bir uygulamadır. Birçok aile kariyerleri nedeniyle tek çocuk sahibi olmakla yetinmektedirler. Eşin kariyeriyle ilgili bulunduğu dönemin diğerininkiyle çatışması da söz konusu olabilir. Örneğin bir yanda annelik ve iş hayatını birlikte götürmek zorunda olan kadının beklentilerini, diğer yanda doçentlik sınavına hazırlanan bir öğretim üyesinin karşılaması, ev işlerinde kadının kariyerinden fedakârlık yapmasını önleyecek yeni görev dağılımını kabullenmek ciddi bir çatışma kaynağı olabilir.

Aile özellikleri de stres düzeyinde etkili olur. Genç bir çift kariyer basamaklarının başında bir yandan daha fazla beklenti yaşayabilir, diğer yanda okul öncesi çocuk ya da çocukları nedeniyle beklentilerini karşılamak güçleşebilir. Modern çekirdek ailenin toplumdan ve ailenin geri kalanından izole olması, geniş ailenin desteği olmadan çocuk yetiştirmek zorunda kalmasına yol açmış ve çifte kariyerin stresini daha da arttırmıştır.

Kadının çalışması ve kariyer peşinde koşması kültürden kültüre veya bir nesilden diğerine zaman içinde büyük farklılıklar göstermektedir. Bir yaşam içinde bile birey değişen normlara uyum sağlamak zorunda kalabilmektedir. Bir köylü psikolog olarak çalışan eşime söylediği şu sözler kariyerin algılama biçimini kültürün nasıl etkilediğini çok güzel yansıtıyor: Senin kocan bakamıyor mu sana? Sana nasıl kıyıyor? Bu köylü kadına göre eşimin çalışmasına gerek olmadığı gibi bu ona yapılmış bir haksızlıktı. Diğer yandan bir önceki nesilden kalan normları istesek de istemesek de içselleştiriyor ve entellektüel düzlemde değişmemize rağmen içselleştirdiğimiz normların etkisinden tamamen kurtulamıyoruz. Değişen çevrenin baskısı özümsediğimiz normlara uygun davranmamıza ya engel oluyor ya da suçluluk duygusu ve tatminsizliğe neden oluyor. Bazı meslekler kadın ve erkekler için bizim kültürümüzde hala kabul edilemezdir. Örneğin birçok hasta bayan doktorlara dil sürçmesi ile “doktor bey” der. Ya da kadın doktorların mesleki açıdan yeterli olamayacakları kanaatindedir. Kadın iş hayatında bu nevi kültürel ön yargılarla da baş etmek zorundadır.

Şirketlerin kurumsal yapısına dair bazı özellikler de stres kaynağı olabilmektedir. Örneğin bazı şirketler çalışanlarının sık sık çalışma bölgelerini değiştirmelerini istemektedirler. Yeni ortam hem büyük aileden hem de diğer sosyal destek sistemlerini yeniden kurma güçlüğünü de beraberinde getirmektedir. Yine kurumlar tam zamanlı ve devamlı kariyer baskısı uygulamaktadırlar. Birçok işte ailesi gerektirdiği için işine ara vermek ya da rölanti gibi imkanı yoktur çalışanların. Kadınlar için statü tutarsızlıkları (kurumları erkekler idare ediyor) çifte kariyerin stresini arttırmaktadır. Kadın bir yanda evde oturduğu için aşağılanırken diğer yanda erkekler kadar maaş bile alamayabilmektedirler, kadına özgü yaşamsal döngüleri (çocuk emzirmek gibi) nedeniyle bazı işlerde hiç çalıştırılmayabilmektedirler. Kurumların kadının çalışma hayatında olmalarını stres kaynağı haline getirmeyecek adil ve doğal çözümler üretememişlerdir henüz. İş yaşamı kadın ve erkeğin sosyal ilişkilerini zaman kısıtlılığı nedeniyle olumsuz etkilemiştir. Çifte kariyerin getirdiği ek sorumluluklar nedeniyle daha da artan zaman kıtlığı stresi azaltacak sosyal destekten mahrum etmiştir aileleri.

Özet olarak stres idealler ve davranışlar arasındaki çatışmanın çözümlenememesine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Çift kariyerli yaşam biçiminin içsel bir parçası olan stres eşler tarafından farklı, olağan kabul edilmekte ve evlilik doyumunu olumsuz etkilemeyebilmektedir. Genel olarak ifade etmek gerekirse, erkek “orta”, kadın “düşük” düzeyde işlerine bağlıysa, evlilik uyumu en üst düzeyde gerçekleşir. Daha nadir olarak karilerindeki yüksek başarı her iki eşte kariyerde ilerlemeye neden olarak evlilik uyumunu arttırabileceği gibi her iki eşteki yüksek başarı ihtiyacı eşler arasında rekabete yol açabilir ve evlilikte uyumu bozabilir. Diğer bir ifadeyle stres bir dereceye kadar çifte kariyerli ailelerin yaşamının doğal bir parçasıdır, evliliğe olumsuz etkisi kariyer peşinde koşmanın altında neyin yattığına bağlıdır. Günümüzde kadınlar için iş yaşamının parçası olmak atfedilen değerden ve evde oturmanın tam tersine aşırı değersizleştirilmesinden ötürü öz güven arttırmak için özel olarak bir araç haline gelmiş ve rekabet konusu olmuştur. Her iki eşin de yüksek iş bağlılığı durumda aile tanımındaki eşe “duygusal ve ekonomik dayanma” ihtiyacının yerini kendi başının çaresine bakma, kendi ayaklarının üzerinde durmaya bırakmıştır. Bu durumda, böylesi eşler için ailenin sürekliği için gerekçeler ve ailenin genel olarak önemi de zaten azalmıştır, belki de göz ardı edilmiştir demek daha doğru olacaktır. Yüksek iş bağlılığı yalnızca erkekte bile olsa erkeğin ailesine ayırdığı zamanı azalacak, ekonomik olarak gerekeni fazlasıyla bile yapsa ailesine karşı duygusal ve fiziksel sorumluluklarını yerine getiremeyecektir, kaldı ki her iki eşin işine fazla bağlı olduğu durumda sorun katlanarak büyüyecektir.

Buna rağmen yapılan araştırmalara göre çalışan kadınlar çalışmayanlara göre yaşam, evlilik ve işlerinde daha tatminlidirler. Çalışan kadınların eşleri için durum biraz farklı gibi görünüyor. Eşleri çalışan erkeklerin, eşleri çalışmayan erkeklere göre daha az tatminli ve iş hayatında daha az başarılı oldukları görülmüştür. Bunun bir nedeni çalışmasaydı kendilerine aktif destek olacak eşlerinin desteğini kısmen kaybetmeleri olabileceği gibi eşleri çalıştığı için üstlenmek durumunda kaldıkları ev işlerine kültürel olarak değer verilmediği için, fazladan yaptıkları ev işlerinin tatminsizlik ve streslerini arttırması olabilir. Tersi görüş ise çalışmasıyla artan aile gelirinin ve eşinin artan kişisel tatmininin erkeğe yansıması sonucunda, eşi çalışan erkeklerin tatmin düzeylerinin daha yüksek olduğunu ileri sürmektedir. Aynı açıklama çalışan kadınların, evde oturmaktan dolayı kendileri değersiz hisseden çalışmayan kadınlardan daha tatminli bulunmalarını da açıklayabilir.

Çifte kariyerin çocuklar üzerinde olumsuz etkisi olsa da bu olumsuzluğun doğrudan yeterli zamanı ayırmamaktan değil, yüksek olasılıkla artan stresin çocuklar üzerinde dolaylı etkileriden kaynaklandığı düşünülüyor. Kadın işinden tatmin olduğunda ve suçluluk duygusu nedeniyle evdeki yokluğunu aşırı telafi yoluna gitmemeyi başardığında, çalışmayan kadınlar kadar hatta bazen daha iyi annelik yapabilir. Ancak şahsi görüşüm yalnızca ev ve çocuklarla ilgilenip iş hayatına aktif katılmamanın küçümsendiği bir kültürel yapı içinde çalışan kadınları çalışmayanlarla karşılaştırmak çok sağlıklı sonuç vermeyecektir. Böyle bir kültürel baskı altında çalışmayan kadın çalışmıyor olmasının sonucu olan değersizlik duygusu hatta öfkesini çocuklarına yansıtabilir. Ayrıca çalışmayıp evinde oturan kadınların fazladan zamanlarını çocuklarının eğitimine ve “annelik” görevlerine ne ölçüde yansıtabildikleri de şüphelidir. Çalışmıyor olmasını benliği ile uyumlu biçimde özümseyebilmiş olan ve çalışmıyor olmasının nedeni, çalışacak eğitim ve beceriden yoksun olması değil, özümsediği “annelik” rolünü daha iyi yapmak olan kadınlarla karşılaştırılsa sonucun farklı olacağını düşünüyorum.

Çifte kariyerde kadın erkekten daha çok stres yaşar, risk alır (iş yaşamında başarılı olabilmek için), (zamanından ya da kariyerle ilgili beklentilerinden) fedakârlık yapar ve kariyer hırsında uzlaşmaya gider. Sonuç olarak çifte kariyerin yarattığı sorunları çözmek için eşlerden birinin kariyerinin diğerine öncelik taşıması yaygın olarak izlenen bir yoldur ve çocuğu zaman erkeğin kariyeri öncelik taşır. Bizim ülkemizde kariyer önceliğinin erkeğe ait olması çok daha yaygın olarak kabul edilen tutumdur.

İş güvensizliği, iş kaybetme tehlikesi, iş tanımında değişmeler, işte yeni sorumlulukların eklenmesi, elde edilen gelirin azalması, yer değişikliği gibi nedenlerle işin yarınına, geleceğine dair belirsizliklerdir. Ekonomik yapıdaki değişimlerin bir sonucu olarak iş güvensizliğinin giderek yaygınlaştığını görmekteyiz. Örneğin ülkemizde devletin özelleşme yönünde yaptığı değişiklikler, devlet memuru olanlar arasında da iş güvensizliğinin artması sonucunu doğurmuştur.

İş güvensizliğinin fazla olması işin yol açtığı stresi arttıran en önemli nedenlerdir. Öyle ki iş kaybetme beklentisi gerçek iş kaybından daha çok ruhsal ve fiziksel sorunlara yol açmakta (Kasl, 1977); öz-güven ve fiziksel sağlık üzerine iş güvenliği iş doyumundan daha etkili olabilmektedir (Kuhnert, 1986). Kadınlar için hem kendilerinin hem de eşlerinin iş güvensizliği genel evlilik ve aile doyumu üzerinde etkili olmaktadır (Voydanoff ve Donnelly, 1988).

İşin gerektirdikleri, işte olunmadığı zaman bireyin psikolojik olarak işle meşgul olması, işte geçen kötü bir gün, iş yükü, işin psikolojik zorlukları bireyin evdekilere ayırdığı enerjisinin azalmasına neden olur. Diğer bir ifadeyle işin etkileri mesai dışına aile zamanına doğru taşar. İş güvensizliğine bağlı sıkıntı ve diğer olumsuz duygular kişinin eşinde de benzer duygular yaratır. İşin aile üzerindeki etkisine dair bu açıklamaya araştırmacılar taşma teorisi adını veriyorlar.

İşin kendisine ait zaman dilimi dışına taşması sonucunda: evlilikteki uyum azalır (örn. Fikir birliğine varmakta güçlük); genel aile işleyişi bozulur (örn. Eşlerin birbirine destek olamaması, normal olarak eşinin ruhsal durumuna onu rahatlatıcı tepkiler veremez, empati aktif ruhsal bir çaba gerektirir, kendi kafasındakileri bir yana bırakmadan karşısındakinin o an nasıl hissettiğini neden böyle hissettiğini ya da düşündüğünü anlamak mümkün olamaz); ailedeki roller belirsizleşir (kadın ve erkek alışageldikleri rolün sınırlarını yeniden belirlemek zorunda kalır, şimdi kim ne yapacak? O zamana dek çocuk bakımından kadın sorumlu ise, erkeğin kadının işi nedeniyle yeni alışmadığı bir rolü üstlenmesi gerekir ve bu bir çaba gerektirir); kişi aile üyelerine duygusal cevap verememeye başlar (örn. Duygularını birbirine gösterememe) ve genel olarak evlilikle ilgili daha fazla sorun yaşanır.

Para herkes için başka bir anlam taşır. Paraya ilişkin tutumlar sıklıkla kişinin dünyayla ilgili en temel duygularını yansıtır ve genellikle kültürel grubu ve orijin ailesinde öğrenilmiştir. Parayla ilgili anlaşmazlıklar sıklıkla eşler arasındaki gizli başka meselelerin yansıması olabilir. Para meseleleri nadiren yalnızca parayla ilgilidir. Ekonomik meseleler ilişkideki güç ve kontrol, bağımlılık ve bağımsızlık, kendini adama ve güven alanlarındaki daha derin meselelerin tetikleyicisi olabilir. Paranın sizin ve eşiniz için ne anlama geldiğini ve bu anlamın parayla ilgili tutumunuzu nasıl belirlediğini inceleyerek ilişkinizde paranın nasıl bir rol oynayacağını bulabilirsiniz. Bu meseleler daha somut farklılıkların arkasında yatarlar. Bir kez parayla ilgili duygularınızı keşfedince parayla ilgili sorunları daha kolay çözebilir her iki taraf için de tatmin edici ekonomik planlar yapabilirsiniz. Bütçe, kredi ve finansal planlarla ilgili tavsiyeler kolay bulunabilir ancak parayla ilgili tutum ve duygular daha önceliklidir ve keşfetmesi kolay değildir.

Bazı insanlar parayı mutluluğu garanti eden en önemli unsur olarak görürler, diğerleri ise daha ziyade güvenliğin ve korkularına karşı savunma aracı olarak görür. Bazı insanlar saklar bazıları ise harcar. Bazı insanlar para hakkında konuşmaktan rahatsız olurken, diğerleri para meselelerinde çok daha rahattırlar. Bazıları borç yiğidin kamçısıdır derken diğerleri borçlu olmaktan çok korkarlar. Statü, güvenlik, özgürlük ve kontrol insanların parayla değişik derecelerde ilişkilendirdikleri pek çok şeyden bir kısmını oluşturur.

Çiftlerin baş etmesi gereken ekonomiyle ilgili diğer iki mesele kariyerle ilgili kararlar ve ulaşılmak istenen refah seviyesidir. Kariyer beklentileri ve refah hedefleri ilişki hedefleriyle çatışabilir. Sizin için en önemli olan nedir ve her ikiniz de bu konuda aynı fikirde misiniz? Bütün beklentilerinizi birden karşılamanın mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? Ekonomik yaklaşımlarınızı ve hedeflerinizi açık yüreklilikle tartışmanız evlilikteki başarınız için son derece önemlidir. "Ayrı dünyaların insanları" olduğunuzu sonradan fark etmeniz acı verecektir.

İş ve aile yaşamı arasındaki dengenin kurulması mutlu bir aile ve birey için hassas ve özenle ele alınması gereken bir konudur.

Çocuğunuzun hasta olması, eşiniz ya da çocuğunuz için önemli bir program ile işiniz açısından önemli bir toplantının çakışması, iş seyahatine çıkmanız gibi durumlarda iş ve aile yaşantıları arasındaki dengenin kurulması özellikle zor ve gerilim kaynağı olabilir.

Anneler için bu dengenin kurulması için özellikle daha zordur. Çünkü kadının her ne kadar iş yaşantısında yer alması artık çok doğal kabul edilir olsa da, kadının aile içindeki rolüyle ilgili geleneksel beklentilerden tamamen vazgeçilmiş değildir. Etüt merkezlerinde, kreş ve anaokullarında büyüyen çocuklarda görülebilen davranış problemlerine dair bulgular annelerin iş aile dengelerini kurmalarını daha stresli bir hale getirmektedir.

Eşlerden birinin çalışmıyor olmasının özel zorlukları vardır. Tek işin bir evi geçindirmesi giderek daha zorlaşmaktadır. İş yaşamından fedakârlıkta bulunan eşin duygusal olarak daha fazla desteğe ihtiyacı olacaktır. Ekonomik zorluklarının yanı sıra ekonomik bazı avantajları da olacaktır bir eşin evde kalmasının. Örneğin çocuk bakımı için harcanan paralardan tasarruf edilir, yemek ve iş için zorunlu olan kıyafetlerden tasarruf edilir. Birçok çift bir eşin çalışmamasının ailede işlerin daha iyi gittiğine inanmaktadır.

Bu konuda tek bir doğru olduğunu söyleyemeyiz. Doğrusu esnek olabilmektir. Birinci adım ne istediğinizi ya da ne istemediğinizi bilmenizdir. Hem bir kariyer sahibi olmak hem de çocuğunuzu her gün görmek istiyorsanız, zamanınızın yarısında seyahat etmenizi ya da 24 saat 7 gün boyunca dikkatinizi vermeniz gereken bir işi kabul etmemeniz gerekir. Eğer bekârsanız, evli olan iş arkadaşlarınızın aileleri için kaytarmalarının yükünü üstünüze almayın. Dengeyi kurmak için illaki evli olmanız gerekmez. İş dışındaki zamanınız ve arkadaşlarınız için sizin de dengeyi kurmanız gereklidir.

Enerji düzeyinizi iyi bilin. Bazı insanlar 4 saat uykuyla yetinebilirken diğerleri 8 saat uyumazlarsa kendilerini kötü hissederler. Eğer 4 saatle yetinen biriyseniz sabah 4 ile 7 arasında spor yapabilir ya da dilediğiniz bir hobiyle uğraşabilir, kitap okuyabilirsiniz. Ama eğer 8 saat uyku uyumalıysanız o zaman uyuyun.

Denge karmaşık bir meseledir. Ekonomik değerler, cinsiyet rolleri, kariyer hedefleri, kendini geliştirme, zamanı etkili kullanma gibi dengenin kurulmasına olumlu olumsuz katkısı olan birçok faktör vardır.

İyi bir denge kurduysanız eğer, aşırı çaba harcamadan istediğiniz alanlara yeterli zaman ayırabilir ve rahat bir yaşam sürdüğünüzü hissedersiniz; arabanın bozulması gibi küçük acil durumlar için ayırdığınız fazladan zaman hayatınızı alt üst etmez ve strese yol açmaz; geleceğiniz için doğru kişisel ve profesyonel yol üzerinde olduğunuzu hissedersiniz.

Eğer hayattan ailenizden kendinizden çok şey bekliyorsanız, hayatınızı dolu dolu yaşamak istiyorsanız arasında denge kurmak zorunda kalacağınız birçok alan olacaktır. Plan yapmadan dengeyi kurmanız ise imkânsızdır. Kafanızda olanları paylaşabilmeniz, fikir ve destek almanız plan yapmanızı kolaylaştıracaktır. İş arkadaşları, ortakları ile aileleri hakkında ve ailesiyle de işleri hakkında iletişim kurabilen kişilerin daha tatminli olduklarını ve her iki alanda da (iş ve aile) daha yüksek düzeyde işlevsel oldukları görülmüştür. Eşinizle bireysel ve karşılıklı denge hedeflerinizi karşılamak için uzun vadeli planlar yapın. Bunun yanı sıra eşinizle düzenli olarak kısa süreli planlar da yapmanızda fayda var: Örneğin gelecek her hafta için pazar gününden aktivite ve düzenlemeleri gözden geçirin. Bir sonraki günün aktivitelerini her akşam gözden geçirin.

İş seçiminde eşinizle birlikte vermeniz gereken kararlar vardır. Bir ya da her iki eşin birden ev dışında çalışıp çalışmayacağı; kadın ve erkeğin nasıl işlerde çalışacakları; ekonomik ve kariyere dair hedefleriniz; işinizden elde ettiğiniz doyum miktarı; enerji düzeyiniz; çocuklarınızın yaşamlarında ne kadar yer almak istediğiniz gibi konularda ne istediğinizi bilmeden kariyer planlayamaz ve ev-kariyer dengesini kuramazsınız.

Çocuk sahibi olmanın zamanlaması dengenin sürdürülmesi açısından dikkate alınmalıdır. Çocuk sahibi olmadan önce eşler arasında yeterli bir bağlanma süresinin geçmesine izin vermek; en azından bir yıllık bir sürenin hamilelik öncesinde beklenmesi akıllıca olacaktır. Kişisel, kariyerle ilgili ve ekonomik meselelerin halledilmesi de çocuk sahibi olmadan önce dikkate alınması gereken diğer meselelerdir. Çocuk sahibi olmak iş/aile/kişisel gelişim hedefleriniz arasında kurduğunuz dengeyi bozacaktır. Bu nedenle çocuk sahibi olmanın gerektirdiği değişimlere uyum sağlayabileceğiniz bir zamanlama gereklidir.

Eşinizle aranızdaki iş paylaşımını öyle organize edin ki her biriniz sizin için en kolay ve zevkli olan görevleri yapabilsin. Bir kez görev paylaşımı yaptıktan sonra eşinizin üstlendiği ya da başkalarına verdiğiniz sorumlulukların peşini bırakın. Eşinize devrettiğiniz işlerin eksik yapılmış olabileceğini düşünerek kontrol etmeyin. Önceliklerinizi kesin olarak belirleyin. Planlarınız içine gevşek zamanlar koyun, iş listenizi zamanınıza yüzde yüz uydurmanız mümkün değildir, acil durumlar için uyum sağlayabilmelisiniz. Önce kendinize mümkün olan her fırsatta iyi bakın. Eğer siz tükenirseniz diğerleri için de bir şey yapamazsınız.

Zamanınızı korumazsanız ne evliliğinize ne kariyerinize ne de kendinize ayıracak zamanınız kalmaz. Önemli aktivite ve uğraşlarınızın bir listesini yapın. Bunları korumak için sınırlar koyun, sizin için önemli olan şeylere engel olacak aktivitelere katı bir şekilde hayır deyin. İtici, zamanınızı boşa harcayan, enerjinizi azaltan şeylerin bir listesini yapın. Bu ve diğer önemli olmayan işler için yardım alın ya da birini tutun. Bir aktiviteyi ya da görevi reddetmek ya da birine yaptırmak mümkün değilse mümkün olan en avantajlı anlaşma için çalışın.

İş yerinde her zaman profesyonel olun: İşinize erken gidin, işten tam zamanında ayrılın. Evde işe engel koyun ya da katı olarak planlanmış zamanlara sınırlayın. Hafta sonu işini en aza indirin. Sizi işten çağıracak ailevi acil durumlara hazırlıklı olun. Altınızda çalışanları siz uzakta olduğunuzda sorumluluklarınızı ele alabilecekleri şekilde eğitin.

Bekârken telefonum 24 saat açıktı. Özel hastalarım bazen gecenin ilerleyen saatlerinde beni aradığında bu durumu işimin bir parçası olarak kabul ederdim. Evliliğimden sonra telefonumun 24 saat açık kalmasının dengeyi bozduğunu anlamam 2 yılımı(zı) aldı. Eşimin gelen telefonlardan rahatsız olmamasını beklemenin gerçekçi olmadığını, işimin hayatımın sınırlarını zorladığını ancak görebildim.

Hayattan beklentilerini bilen birisi olarak bir işe girerken konuşmanız gerekenleri bilmelisiniz. Potansiyel gelir, kariyerdeki devamlılık ve gelişme imkânları, işyerindeki entellektüel ve sosyal imkânlar, çocuklar için kreş gibi olanaklar, aileyle geçirilen zamanın azalması, yorgunluk, hafta sonlarında eve getirilen ufak tefek işler bir işe girmeden önce üzerinde düşünmeniz ve muhtemel patronunuzla konuşmanız gereken meselelerdir. Eğer bu konuları konuştuğunuz için işe alınmayacaksanız bu iş zaten sizin denge öncelikleriniz açısından uygun olmayacaktır. Her şeye birden sahip olamayız. Lily Tomlin’in dediği gibi “Hepsine sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu bilseydim, daha azıyla yetinebilirdim.” Her şeye sahip olmamız mümkün değil, mutluluk için gerekli de değil. Belki de bu çaba mutluluğumuzun en büyük düşmanı.

Denge bilmecesini çözmek için tek bir doğru yoktur. Bazen dengeyi kurmak için deneme yanılma gerekebilir. Ne olursa olsun denge sorununu çözebileceğinize inanmalısınız. Bunun için yeni seçeneklere açık olmanız gerekmektedir. Bazı alışkanlıklarımız vardır ve kimi zaman bunlar bizim değil anne babalarımızdan devraldığımız alışkanlıklardır. Bu alışkanlıkları değiştirmek zorunda kalabiliriz. Yaratıcı çözümler bulmak için durun ve düşünün, artık işe yaramayan hatta sorun yaratan alışkanlıklarınızı nasıl değiştirebilirsiniz?


1. Eşimle ya da arkadaşımla birlikte yeterince zaman geçirebiliyorum. (Eğer eşiniz / arkadaşınız yoksa: Bir eş / partner istiyorum ve aktif olarak arıyorum.)
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

2. Çocuklarımla yeterince zaman geçirebiliyorum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

3. Aile büyüklerimle yeterince zaman geçirebiliyorum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

4. Arkadaşlarımla yeterince zaman geçirebiliyorum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

5. Kariyerim özel yaşantıma engel olmuyor.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

6. Ruhsal gelişmem için zaman ayırabiliyorum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

7. Fiziksel durumum / sağlığım / kondisyonumdan memnunum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

8. Kişisel entelektüel dünyam için yeterince zaman ayırabiliyorum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

9. Yalnız başıma ya da yalnızca kendim için yeterli zaman ayırabiliyorum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

10. Genel olarak mutluyum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

11. İşimden zevk alıyorum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

12. Kişisel yaşamım işime engel olmuyor.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

13. Başarılarım, ilişkilerim, çocuklarımdan zevk alıyorum.
    

1 - 2 - 3 - 4 - 5

Bu anketteki toplam puanınız eğer 46-60 arasında ise evlilik/iş/kişisel uğraşlarınız arasında dengeli olan hayatınızdan oldukça mutlusunuz. 31-45 arasında bir puan aldıysanız mutlusunuz ama yapabileceğiz ve değiştirebileceğiniz bir şeyler var demektir. Eğer 15-30 arasında puan aldıysanız yorgun ve tükenmiş olabilirsiniz ve yeniden plan yapmalısınız. Onbeş puanın altında aldıysanız hayatınızda ciddi bir değişim yapmanız gerekiyor demektir.

Hayatınızda değişim yapabilmek kolay değildir. Bazı insanlar fazla bir çaba harcamadan dengeli yaşarlar. Eğer siz dengeyi bozduysanız ve bu nedenle tükenmişseniz, aktif olarak çaba harcamalı ve dengeyi kurmak için plan yapmanız gerekiyor demektir. Genellikle işle ilgili meselelerde plan yaparız, özel hayatımızdaki ya da günlük meselelerle ilgili plan yapma alışkanlığız yoktur. Ama mademki siz bugüne kadar kendiliğinden bir denge oluşturamadınız öyleyse şimdi aktif çaba harcamanız gerekiyor demektir. Şimdi, her bir alanda en çok gerçekleştirmek istediğiniz 5 şeyi yazın. Aşağıdaki tabloya benzer bir tablo oluşturabilirsiniz.
Yapamayacağınızı düşündüğünüz ya da yapmamanız gerektiğine inandığınız şeyleri kesinlikle dışlamayın. Hayal etme cesaretini gösterin. Planlarınız her zaman revizyona açıktır. En başında biraz cesur olmanızın hiçbir mahsuru yok.

İş


1.

2.

3.

4.

5.
    
    

Aile

1.

2.

3.

4.

5.
    
    

Kişisel
1.

2.

3.

4.

5.

Listenizi oluşturduktan sonra artık şu soruları sorabilirsiniz. Hedefleriniz yeterince net olarak tanımlanmış ve ölçülebilir mi? Esnek mi? (alternatifleri neler olabilir?) Benim istediğim bir şey mi yoksa başkalarının benden istediği bir şey mi? Gerçekçi mi? Fiziksel, zihinsel ve duygusal becerilerim bu hedefe ulaşmak için yeterli mi? Gerçekten beni heyecanlandırıyor mu? Bu listede yer almayı hak edecek kadar büyük mü? Eğer herhangi bir soruya hayır yanıtı verdiyseniz bu hedefi yeniden gözden geçirip bu kriterlere uyan bir hedefle değiştirmelisiniz. Hedeflerinizi aileniz ve arkadaşlarınızla paylaşın ve onların da görüşlerini alın.

Yaşam planınızı her yıl gözden geçirin ve gelecek yıl neler yapmak istediğinizi yeniden belirleyin. Daha önceki planınızda neleri gerçekleştirdiniz? Neleri yapamadınız? Daha önceki hedefinizi yapamamanızda etkili olan faktörler nelerdir? Unutmayın bu hayat elinizdeki tek hayat. Kontrolü elinize almalısınız. Bütün hayatınızı nasıl geçireceğinizi belirlemelisiniz.

Kariyerinizle ilgili olarak önünüzde dört seçeneğiniz var: 1. Aynen yolunuza devam edebilirsiniz; 2. Bir süreliğine çalışmayı tamamen bırakabilirsiniz; 3. İş, şirket ya da kariyer değiştirebilirsiniz; 4. Kariyer yolunuzu alternatif bir yol seçerek değiştirebilirsiniz.

Geleneksel doğrusal kariyer yolunda, bireyin gücü, statüsü ve bunlarla birlikte iş yükü de doğrusal olarak artar. Aile sorumlulukları olan kişilerde doğrusal plan her zaman işe yaramayabilir. Ailesiyle daha fazla zaman geçirmek isteyen kişilerin kariyer planlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekecektir.

Kariyer değişikliğinizle ilgili olarak aklınıza şu sorular gelebilir: Yüksek statü ve güç hedeflerime ulaşabilir miyim? Yeni işimde ciddiye alınır mıyım, kararlılığı olmayan birisi olarak algılanır mıyım? Geri dönmeye karar verirsem bir iş bulabilir miyim? Daha az parayla ailemi geçindirebilir miyim?

Gençlikte bütün kariyer beklentilerini bir an önce gerçekleştirme dürtüsü kuvvetlidir. Birçok kişi eğer yaşamlarının erken döneminde para, bir ev ya da uzun vadeli ekonomik güvence sağlayamazlarsa, hiç bir zaman bu hedeflerinin gerçekleşmeyeceğine inanırlar. Bu nedenle aile ve bireysel yaşamlarından fazla fedakârlık yaparlar. Oysa hedeflerinizin gerçekleşmesi ancak çok uzun vadede mümkün olabilir ve belki de gerçekçi planlar yapmadınız. Gerçekleşmesi imkânsız hedefler için diğer doyum kaynaklarınızdan vazgeçiyor olabilirsiniz.

Şimdi durun ve değerleriniz, hedefleriniz ve kendinizden beklentilerinizi netleştirin. Bunları ve eşinizin sizden beklentilerini eşinizle tartışın. Uzun vadeli bir ekonomik plan yapın. İstediklerini yaratıcı bir biçimde elde etmiş olan rol modeller bulun kendinize ve siz de kariyeriniz konusunda yaratıcı olun. Hızla giderken başka olasılıkları gözden kaçırmış olabilirsiniz. Korkularınızla yüzleşin, eğer şimdi izlediğiniz yoldan saparsanız olabilecek en kötü şey nedir ve bununla nasıl baş edebilirsiniz? İç sesinizi dinleyin, mutluysanız doğru yolda olduğunuza güvenin, cesur olun.

Alternatif kariyer için, değişime açık olmalısınız. Olasılıklara dair bir vizyon geliştirin. Alternatif kariyerinizde yeni eğitim, beceri ya da tecrübeye ihtiyacınız olabilir. Yeni kariyerinizde başarılı olacağınıza inanmalı ancak yine de işlerin yolunda gitmemesi durumu için olası planlar yapmalısınız.

Dengeyi bozan suçluluk duygusu:

Evlilik ve iş dengesini bozan bir başka kaynak da suçluluk duygusudur. Birçok kadın ve erkek çocuklar/eş/aile/iş konusunda suçluluk duymaktadır. Suçluluk duygusu sağlıklı ve bütüncül bir yaşam planı yapmaya engel olur, hayatı dengelemek için ihtiyacımız olan enerjiyi yok eder. Sağlıksız suçluluk duygusu stres/mutsuzluk kaynağıdır ve işteki üretkenliği de azaltır.

Stres, fiziksel yorgunluk, depresyon, anksiyete, tükenmişlik duygusu, duygudurumda dalgalanmalar suçluluk duygusunun olası sonuçlarındandır.

Evlilikte ve iş hayatında dengeyi bozan sağlıksız suçluluk duygusunun kaynakları arasında, eğer “başarısız” olursak çocuklarımızın geleceğiyle ilgili korkular, ya da çocuklarımıza yeterince vakit ayıramama ve onları kötü yetiştirmek korkusu olabilir. İşimizde başarısız olursak büyüklerimizin bizi sevmeyeceği korkusu; eğer isteklerini karşılamayarak ona vakit ayırmayarak bir arkadaşımızı üzersek bizi terk edebileceği korkusu; sevdiğimiz birine öfkelenirsek artık bizi sevmeyebileceği korkusu dengeyi bozan suçluluk duygusuna neden olan diğer kaynaklardır.

Diğer insanlar bilerek ya da bilmeyerek suçluluk duygumuzu tetikleyecek biçimde bizi manipüle edebilirler. Örneğin çocuğumuz “Hiç eve gelmiyorsun. Hep çalışıyorsun ya da seyahattesin” diyebilir. Her hafta sonunu onlarla geçirirken iki haftada bir gitmeye başladığınızda büyükleriniz kendilerini hiç ziyaret etmiyor oluşunuzdan yakınabilir. Eşiniz “çalışmaya başladıktan sonra evin hali perişan” diyebilir ya da iş arkadaşınız “çocuğun olduğundan beri artık seninle birlikte olmak hiç keyifli değil” diyebilir. Patronunuz “Bu proje senin için uygun değil. Aile hayatında gerilime yol açabilir” diyerek bir taraftan doğruyu söylerken sizi “hayır yaparım” demeniz için sizi manüpüle edebilir. Unutmayın hayatınızdaki insanlar kendi açılarından bakıyorlar sizinle ilişkilerine. Sizin hedeflerinizi ya bilmezler ya da umursamazlar.

Cinsiyetlere dair rol çatışması suçluluk duygularını körükler. Kadınlara, başkalarının mutluluğundan sorumlu oldukları öğretilmiştir. Erkekler ise, eve ekmek getirmekle sorumludur. Aileleriyle zaman geçirmek isteyen erkekler “kılıbık” damgası yerler. Şirketler iş için aileden fedakârlık etmeyi ödüllendirir. Ailesi nedeniyle işten zamanında çıkan ya da seyahat etmek istemeyen erkek kendini işine vermemekle suçlanabilir.

Öncelikleriniz değer yargılarınızla, harcadığınız zaman da önceliklerinizle uygunsa suçluluk duymanız için bir neden yoktur.

Ne için çalıştığınızdan emin misiniz? Para, entellektüel uyarı ya da mücadeleyi sevdiğiniz için mi? Statü, güvende hissetmek ya da çocuklarınıza örnek olmak için mi? Sizi heyecanlandırdığı için, topluma faydalı olmak için yoksa yalnızca evden çıkabilmek, arkadaşlar edinmek için mi? Yoksa kendinizi değerli hissetmenizi sağladığı için mi? Çalışmanızın nedeni muhtemelen bu cevaplardan birden fazlasıdır. Dikkatinizi yalnızca paraya odaklamayın. Eğer niye çalıştığınızı bilmiyorsanız, işinizin sizin için gerçekten ne anlama geldiği konusunda önce kendinizi ikna edemezseniz, suçluluk duymanız kaçınılmazdır. Çünkü her zaman evde bir şeyleri eksik bırakabiliriz, ama ne adına?

Suçlulukla baş etmeniz için size bazı önerilerimiz olacak. İşteyken iş, evdeyken ev işlerine bütün dikkatinizi verin. Yakınlarınız suçluluk duygunuzu tetikliyorsa onları uyarın. Suçluluk duygusu sizi tükenme noktasına getirmişse profesyonel yardım alın. Cevabı olmayan “çocuklarımın geleceği ne olacak?” gibi sorularla uğraşmayın. Şimdi her şey yolunda ise önemli olan budur.

Evlilik kariyer dengesinin önemli bir ayağı elbette kendinize nasıl davrandığınızdır. Sadece kendimiz için yapmak istediğimiz şeyler için zaman ayırabiliyor muyuz? Aşağıda kendinize sormanız gereken basit birkaç sorudan oluşan bir test var.



KENDİNİZE NASIL DAVRANIYORSUNUZ?
    


1. Haftada en az üç kez düzenli egzersiz yaparım
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman


2. Öğleden önce kendime eğlenceli ya da dinlendirici bir mola veririm (gözlerimi kapatıp derin bir nefes almak ya da hafif bir şeyler okumak gibi)
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman



3. Rahat bir ortamda masamdan uzakta bir öğlen yemeği yerim
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman



4. Gün içinde dışarıda yürüyüş yaparım.
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman



5. İşten eve gelirken (iş ya da ev sorumluluklarımı düşünmeden) dikkatimi rahatlamaya veririm
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman



6. Hafta içinde kendime en az bir saat yalnız olabileceğim bir zaman ayırırım
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman



7. Eğer bir aile üyesi onun için bir şeyler yapmamı isterse ve o akşam kendimi rahatlatacak başka bir plan yaptıysam hayır derim
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman



8. Yıllık olarak check-up yaptırırım
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman



9. Eğer ailemle olmak yerine kendim için bir şeyler planladıysam suçluluk hissetmem
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman



10. Günde en az bir kez gülerim
    

1 Hiç
    
2 Nadiren
    
3 Bazen
    
4 Sık Sık
    
5 Herzaman



Eğer bu testte aldığınız puan 41-50 arasında ise evlilik ve kariyer arasında kendinizi de koruyor ve zaman ayırıyorsunuz demektir, aynen devam edin. 31-40 arası da iyi bir puan olsa da düşük puan aldığınız sorulara tekrar göz atın ve bu alanlarda hayatınızda nasıl değişiklikler yapabileceğinize bakın. Eğer 21-30 arası aldıysanız muhtemelen başkalarına kendinizden daha iyi davranıyorsunuz, yalnızca kendiniz için bir şeyler planlamalısınız demektir. Yirminin altı çok düşük puan ve önceliklerinizi gözden geçirmeli, kendinize daha iyi bakmalısınız.

Eğer çok düşük puan aldıysanız, randevu defterinizde yalnızca kendinize ayırdığınız günler belirleyin ve eğer bu günlerde birisi sizden bir şey isterse hayır deyin. Bu zamanı korumak için beyaz yalanlar söyleyin

İş yerinde kendiniz için yapabileceğiniz ufak bazı şeyler olabilir. Örneğin molalarda esneme egzersizi ya da kısa bir yürüyüş yapabilirsiniz. Meditasyon yapabilir, gevşeten bir müzik dinleyebilir, nefes alma egzersizi yapabilirsiniz. Yemek molanızda roman gibi bir şeyler okuyabilirsiniz. Şeker ve kafeinden uzak durmak da fiziksel sağlığınız için ve gerginliğinizi azaltmak için alacağınız basit bir önlem olabilir.

İş dışında kendiniz için yapabileceğiniz basit bazı şeylere örnek vermek gerekirse, müzik dinleyebilir, bir egzersiz programı yapabilir, meditasyon yapabilir, yemekten sonra yürüyüş yapabilirsiniz. Sıcak bir duş, yoga, gevşeme egzersizi, masaj insanı dinlendiren basit şeyler arasında sayılabilir. Haftada birkaç saatinizi ayırarak bir arkadaşınızı ziyaret edebilir, işte kullandığınızdan farklı bir becerinizi geliştiren hobi edinebilirsiniz.

Eşiniz işkolikse?


Siz dengenizi kurdunuz ama eşiniz evlilik ve kariyer dengesini bozan bir işkolik ise yapacaksınız? Her şeyden önce çok çalışan herkes işkolik değildir. İşkolikler işi kullanarak hayatın diğer alanlarından kaçınırlar. Başarıyla birlikte gelen güç ve onaya zorlantılı bir şekilde ihtiyaç duyarlar. Zamanla duygularını gözlemleme becerisini yitirirler ve çok çalışma alışkanlığı dış faktörlerden etkilenmez bir şekil alır. Bazı insanlar iş güvenlikleri tehlikede olduğu zamanlarda aşırı çalışırken, işkolikler ekonomik durumlarından bağımsız olarak çok çalışırlar. İşkolikler evi de işyeri gibi yaşarlar ve ailelerine astları gibi davranır, onların hatalarına tolerans göstermezler. Bu durum herhangi bir aile için acı vericidir.

İlk adım sorunu tam olarak ele almaktır. İşkolik eşinizle diyalogu başlatmak için, asla “O kadar çok çalışma” şeklinde bir çözüm önermeyin. İşkoliğin bu önerinize “Bunu ailem için yapıyorum” benzeri bir cevabı çoktan hazırdır. Bu şekilde çabanız hızla bir güç mücadelesine dönüşüverir. Doğru yaklaşım sizin kendi karşılanmamış ihtiyaçlarınızı söylemeniz ve ihtiyaçlarınızın nasıl karşılanabileceğine dair çözümler aramayı teklif etmenizdir. Eş ve aile üzerindeki olumsuz etkileri bir işkoliğin sorununu fark etmesinde önemli bir faktördür.

Boşanma ve İş yeri:

ABD’de boşanma oranı %50’ye yakın. Diğer bir ifadeyle evliliklerin neredeyse yarısı bitiyor. Türkiye’de iller arasında değişmekle birlikte ortalama olarak %10 civarında bu rakam. İzmir’deki boşanma oranları 2002 yılı istatistiklerine göre Türkiye’nin iki katı olarak gerçekleşmiştir. İzmir’de yıllık evlenme sayısının 23 bin olduğu dikkate alınırsa boşanma oranı %22 olarak ortaya çıkmaktadır. Bu oran batı ülkeleriyle karşılaştırıldığında çok daha düşük olmakla birlikte yükselme eğilimi gelecekteki durumla ilgili olarak kaygı vericidir. Boşanma oranları çalışan kadınlar arasında daha fazladır. Boşanma davasının kadın tarafından açıldığı durumların %80’inde kadınlar çalışıyor.

Yedi yıl boyunca 1500 iş yerindeki 37000 çalışanla yapılan araştırmada, iş yerinde karşı cinsle birlikte çalışmanın evlilik için tehlike oluşturduğuna dair deliller bulunmuştur. Bütün iş arkadaşlarının karşı cins olması durumunda, aynı cinsiyetten olan iş arkadaşlarının olması durumuna göre boşanma oranının %70 arttığı görülmüştür. İş arkadaşlarının bekâr ya da evli olması bu durumu etkilememiştir (Yvonne Aberg, Nuffield College, Oxford University, England).

Eğer iş arkadaşlarının üçte biri yakın zamanda boşanmış olan karşı cinsten bireylerse, iş arkadaşları arasında yakın zamanda boşanan birinin olmadığı duruma göre, evli birinin boşanma olasılığı %43 daha fazladır. Boşanmanın üzerinden zaman geçince bulaşıcılığı azalmaktadır. Yani boşanmış olmaktan çok boşanma eylemi etkili olmaktadır (Aberg, Stockholm University).

İş yerinde aynı cinsiyetten çok sayıda bekârın bulunması boşanmayı kolaylaştırıyor. İş yerindeki aynı cinsiyetten bütün çalışanların bekâr olduğu durumda, evli oldukları duruma göre boşanma riski %60 artmaktadır. Bunun sebebi iş arkadaşlarının bekâr bir hayat için model oluşturuyor olmaları olabilir (İsveç Çalışması).

Dr Lever’in çalışmasına katılan evli bireylerin yarısından fazlası iş yerinde bir arkadaşları kendileriyle eğlence için flört ettiğinde, karşılık verdiklerini bildirmişlerdir. Dr. Lever “Yalnızca eğlence olarak başlayan şey sonradan kızışıyor” olabileceğini düşünüyor.

Randevu Talep Formu
Firma Adı :
Ad - Soyad* :
Mail* :
Telefon* :
Adres :
Notlar :