Tadı nasıl?

Hintli yaşlı bir usta, çırağının her şeyden sürekli şikâyet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.

Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.

“Tadı nasıl?’’ diye soran yaşlı adama öfkeyle “Acı’’ diye yanıt verdi.

Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi.

Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken usta aynı soruyu sordu:

“Tadı nasıl?”

“Ferahlatıcı” diye yanıt verdi genç çırak.

“Tuzun tadını aldın mı?” diye soran yaşlı adamı, “Hayır” diye yanıtladı çırağı.

Bunun üzerine yaşlı adam, suyun kenarına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:

“Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”
****

Hayat hiçbir zaman ve hiçbir kimse için düz bir yol olmamıştır. Önüne çıkan her bir tümsekte hayata dair algıların da değişir. Bütün kalıplarını tekrar oluşturursun. Hayat, işte budur dediğin her cümlede, atladığın her tümsekte değişir. Geldiğin her yaş dilimi kendine ve yaşadıklarına başka bir pencereden bakmayı öğretir. Büyümek denen şey de budur aslında…

Ve bu süreç, bize verilen yaşama süresi boyunca devam eder gider. Tam anladığını ve çözdüğünü düşündüğün zaman, yeni bir soru tarzıyla karşılaşırsın. Hayatına belli zamanlarda giren her şey ve herkes senin büyümen, anlaman ve daha da özgürleşmen için birer görevlidir. Görevlerini yapar ve kendileri de fark etmeden çekip giderler hayatımızdan. O hiçbir şeyi döküntü olsun diye yaratmaz. Karşılaştığımız, sevdiğimiz, öfkelendiğimiz, aradığımız ve bulduğumuz her şey belki de yaşayacağımız diğer şeylerin alt yapısını oluşturur.

Ben bunu niye yaşadım ki diye sorarız kendimize ve neler olduğunu anlayamayız… Bize kalan onları nasıl karşıladığımız ve nasıl uğurladığımızdır aslında . Her gelen, bir misafir niyetiyle gelir, görevini yapar ve gider. Aşırı sahiplenmek, tutkuyla bağlanmak, onsuz yapamayacağımızı düşünmek hayatı zorlaştırır yüreğimize…

Sürekli şikayet etmek ve sızlanmak da sadece zaman kaybettirir insana…

‘Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum, niye hep aynısı oluyor, neden ben, bunu hiç hak etmedim ki’ diye ne kadar çok söylenirir dururuz..

Şifreyi çözemedikten ve anlamadıktan sonra, aynı soruların sorulmasından daha doğal ne olabilir ki….

Bardak olup daracık bir alanda boğulmak ve hayatı sadece oradaki acıdan ibaret saymak insanın yüreğini tüketir. Oysaki yaşadığımız acıyla ilgili bakış açımızı genişletirsek, hem daha az canımız yanar, hem de oradan çıkmak daha kolay olur. İlk düşüşte oradan çıkmak yıllarımızı alırken, sonrakilerde ya bilerek düşeriz, ya da yanından geçip gideriz. En azından diplerden çıkmak yıllarımızı almaz ve daha kısa sürer.

Hissettiğimiz duygu, çoğu zaman olayın kendi gerçekliğinden daha yoğun yaşanır. İçimizde farklı anlamlar yükleriz yaşadıklarımıza, hayatın sonu gibi gelir her gelen… Öylesine yanar ki içimiz, hep orada, o acıyla kalacağımızı ve bundan hiç kurtulamayacağımızı zannederiz.

Her gelenin iyi niyetle verildiğini unutup, korunma psikolojisi ile sürekli savunma ve şikâyetle karşılarız onları. Sızlandıkça büyür, kocaman olur. Kendi elimizle büyüttüğümüz, kendi kalbimize öyle ağır gelir ki, nefes bile alamaz oluruz.

Zihnimizde, büyürken kalıplandığımız otomatik olumsuz cümlelerin yerine, daha olumlularını koyduğumuzda olayların seyri birdenbire değişir. Hiçbir şey değişmese de, yüreğin sakinleşir, huzur bulur.

Çoğu zaman olaylar değildir canımızı acıtan… Onu nasıl algıladığımız ve nasıl yorumladığımızdır aslında… İçimizdeki sıkıntıyı bardağa değil de, büyük bir göle bırakırsak eğer, yüreğimiz hafifler, yüklerinden kurtulur ve yaşamak için daha çok enerji kalır kendimize ve sevdiklerinize

 
Eklenme Tarihi : 14/02/17 14:02:36   -   Görüntülenme : 424
 
 

Makaleler Ana Sayfasına Git